
Kaygı, tehlike ya da belirsizlik karşısında hissedilen doğal bir duygudur. Ancak bu duygu, günlük yaşamı sürdürmeyi zorlaştıracak düzeye ulaştığında anksiyete bozukluğu olarak tanımlanır. DSM-5’e göre anksiyete bozuklukları; yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluğu, sosyal kaygı bozukluğu, özgül fobiler ve ayrılma anksiyetesi gibi alt türleri kapsar. Bu bozukluklarda temel özellik, kişinin tehdit altında olmadığı durumlarda dahi yoğun kaygı, huzursuzluk ve kontrol kaybı hissi yaşamasıdır.
Anksiyete bozukluklarında kalp çarpıntısı, nefes darlığı, mide rahatsızlığı, kas gerginliği, uyku problemleri, dikkat dağınıklığı ve sürekli kötü bir şey olacakmış hissi sıkça görülür. Bu durum bireyin günlük yaşamını, ilişkilerini ve işlevselliğini olumsuz yönde etkileyebilir.
Terapi sürecinde amaç, kişinin kaygı duygusunu tanımasını, bu duygunun altında yatan düşünce ve bedensel tepkileri fark etmesini sağlamaktır. Psikoterapi, bireyin kaygıyı anlamlandırarak sağlıklı biçimde yönetmeyi öğrenmesine destek olur. Süreç ilerledikçe kişi, güven duygusunu yeniden kazanır, kaygı karşısında daha esnek tepkiler verebilir ve yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme yaşar.